Bu satırlar; olana rıza göstermekte çok zorlandığım, ancak razı olmaktan öte bir gücümün kalmadığı o keskin anda döküldü kalemimden.
Kelimelerin Arasındaki Uçurum
Sadece iki harfin yer değiştirmesi, bir anlamın içinde ne kadar büyük bir boşluk açabilir? İlk bakışta “razı olmak” ve “rıza göstermek” birbirine çok benzer gelebilir. Oysa birinde nefes mecburiyetten daralır, diğerinde ise gönül, vaktin sahibiyle hemhal olur; demlenir.
Olacak olana razı olmak, zamanla olana rıza göstermeyi de peşinde getirir. Bu ikisi, tıpkı bir kaçan-kovalayan hikayesi gibi birbirini tamamlar.
Teslim Ol Zamanın Sahibine
Zaman bazen öyle bir an gelir ki, insanın kulağına o kaçınılmaz gerçeği fısıldar: “Teslim ol zamanın sahibine.” Razı olmaya mecbur kalmamak için rıza göster. Göster ki, bir gün rıza göstermeye “mecbur” bırakılma. Çünkü gönüllü bir kabul, zorunlu bir boyun eğişten çok daha hafifletir ruhu.
Direksiyondaki Kim? 🏎️
Sahi, hani insan irade sahibiydi? Hani biz fiillerimizin eyleyeniydik? Neredeyiz şimdi? Ol’an ve olacak olan üzerinde yeni bir nedensellik zinciri başlatmaktan başka ne yapabiliyoruz?
Sen kendi direksiyonunda yolu görmeye, kendine bir yön tayin etmeye çalışıyorsun yolcu… Ama unutma; bir de tüm yolları en başından beri seyr’eden bir Göz var. Sen yolu sürüyorsun ama direksiyondaki asıl güç kim?
Hakikatin Berraklığı
“Ey deryayı seyreden! Suyun berraklığı gönlün kadardır. Bulanık sulara bakıp da aldanma, hakikat diye yalanlarla dolanma.”
Gönlümüzün berraklığı, olanı olduğu gibi kabul edebilme (rıza gösterme) kabiliyetimizle ölçülür. Bulanıklık dışarıda değil, bizim o olanı kabul edemeyen bakışımızdadır.
“Hayatında şu an ‘mecburiyetten razı olduğun’ bir durum mu var, yoksa gönüllü bir ‘rıza’ içinde mi akıyorsun?”


